
Bahadır Boysal’la Leman Kültür’de buluşuyoruz. Biraz düşünceli. Filmin ilgi göreceği belli ama türban meselesinin dönüp dolaşıp esas mesele olacağını ve bir süre basınla yatıp kalkacağını da tahmin ediyor. “TV’de türban tartışmasına çağırırlarsa şaşırma” diyorum, “Hadi canım” diyor. Şaka ama belli olmaz hakikaten. Bahadır ısrarla “Bu bir aşk filmi” diyor, ben de “Ama türbanlı kızın yaşadığı aşk” diyorum, neticede sinemada gösterilecek, Samanyolu TV’de değil. Röportaj bittiğinde Büşra’yı kendimden daha iyi tanıyorum. Bu arada filmin gösterileceği 19 Mart Büşra çizgi roman albümünün de çıkış tarihi, hâlâ çizgi halinde tercih edenlere duyurulur.
Büşra kim; komşunun kızı mı, okul arkadaşı mı, vapurda karşılaştığınız ya da barda gördüğünüz bir genç kız mı?
90’ların başında bir Prodigy konserine gitmiştim, türbanlı kızlar vardı. Büşra da onlar gibi biri, tanıdığım biri değil. Kankası başı açık, varlıklı bir ailenin kızı. Donanımlı, aristokrat, evrilmiş bir tip, sadece kapalı devre… Aslında
akvaryumunda yaşıyor ama âşık olduğu çocuğun peşinden gitmek için akvaryumundan çıkıyor. Bu film türbanlı bir insanın yaşantısını anlatmıyor,
aşk filmi. Ama ister istemez “Türbanlı kız aşkının peşinden diskoya gitmesin mi” soruları da geliyor izleyicinin aklına.
Büşra’yı canlandıran Mine Kılıç nasıl seçildi?
O kadar çok insana türban takıp çıkardık ki inanamazsın. “Asla takmam” diyen de oldu, takınca başka türlü bir şeye dönüşen de… Gözler pörtlüyor, inandırıcı olmuyor. 25’in üstündeki kızların suratı oturmuş oluyor zaten. Bir de endamlı ve beyaz tenli olmalı türbanlı kız. Mine hem benzedi hem de taşıdı o kimliği…
Film neden daha gösterime bile girmeden bu kadar çok konuşuluyor? Neticede bir sürü türbanlının yaşadığı bir ülke burası, Avatar değil ya başroldeki kız…
Türbanlı bir kızın filmi ilk defa çekildi. Yıllar önce denenmiş. “Yalnız Değilsiniz”
diye bir film ama gösterecek sinema bile bulunamamış. Cesur bir iş yaptık biz.
“Ya izlenmezse” korkusu var mı?
Kötü salon korkusu var. Film ne kadar güzel olursa olsun salon dandikse kötü…
Filmde Büşra’nın âşık olduğu çocuk cumhuriyetçi bir gazetenin editörü. O
gazete Cumhuriyet mi?
Hayır, daha ortaya yakın noktada bir gazetede çalışıyor.
Filmin müzikleri de çok konuşulacak gibi duruyor. Cahit Berkay’ın Selvi Boylum Al Yazmalım’ını kullanmak kimin fikriydi?
Belli birinden çıkmadı, konuşurken “Al Yazmalım uyar aslında konsepte” dedik. Yeşilçam havasında aşk hikâyesine de güzel uydu.
Cahit Berkay’ı kandırmak zor oldu mu?
Arkadaşlar konuştu, zor kandırmışlar. Filmi izleyip beğenince kabul etmiş.
Belli ki çok konuşulacak
İnsanlar bu filmi sevecek çünkü…
Çok güzel bir aşk filmi. Bir de kızlar “Erkek mi kaldı” erkekler de “Kız mı kaldı” diye şikâyet ediyor. Bütün değerleri boşaltıp internetle doldurdular. O değerleri hatırlatan bir film Büşra.
Ne mesaj veriyor?
Hoşgörülü olmayan toplumlar yalnızlığa mahkûmdur. Ama karşılıklı hoşgörü, onun özellikle altını çizerim.
“Türbanlı da sever” gibi absürt bir mesaj çıkarırsa seyirci?
Çıkarsın canım, bir sakıncası yok. Başka karakterler de var. Onlardan da çıkar
mesaj. Başından sonuna kadar ucu açık, yoruma müsait bir film.
Muhafazakâr kesim sevecek mi?
Önyargıyı kıralım bir arada duralım mesajını alabilirlerse severler.
Tehdit aldınız mı?
Almadım… Kanıksandı artık böyle şeyler. Kaldı ki biz namuslu bir film yaptık.
Türbana nasıl bakıyorsunuz?
Üniversiteye girebilmeliler.
Mesele filmden sonra hortlar mı?
Hep gündemde zaten. Dizilerdeki çarpık ilişkilerden bir adım öteye geçip kaybolan Yeşilçam’ı hortlattık asıl. 80’lerin müzikleri, erdemlilik de gençliği sarmaya başladı ya, çok seviniyorum. Film o anlamda da doğru oldu.
Türban meselesi filmin önüne geçer mi?
Bilmem ki… Yeni Şafak Gazetesi’nden bir arkadaş filmi izledikten sonra
“Türbanlı karım zamanında üniversiteye gidemedi, içinde kaldı, onunla geleceğim bu filme” dedi. Genç türbanlı kızlar yüzünü ekşitti mesela, “Bizi nasıl anlattın” diye. Belli ki çok konuşulacak.
Türbanlı sevgiliniz olabilir mi?
Sevgilisi türbanlı olan arkadaşlarım var. Entelektüel ve özgüveni tam yerindeyse olabilir. İran’da öyleler mesela, filmden edebiyata her yerde varlar…
Nur Cemaati’yle ilgim budur
İmam Hatipli olduğunuz söyleniyor, Kanal 7 seyrederek karikatür çizermişsiniz bir de; doğru mu?
Safsata onlar…
Nurcu Cemaati’ne üyeymişsiniz…
Değilim ama birkaç ay cemaatin özel yurdunda kaldım. Küçüktüm.
Neden orada kaldınız?
Ben biraz pısırıktım İstanbul’a ilk geldiğimde. Ailem de “Sen burada birkaç ay kal” dedi. Sorgulamadım ama birkaç ay sonra kaçtım, eve çıktım. İnsanı boğan, sıkan sandığınız gibi bir yer değil. Zaten 15 kişilik bir yurttu.
Beyin yıkama falan yoktu yani?
Beyin yıkama falan görmedim.
Neden baştan kaçmadınız, birkaç ay kaldınız?
Çok eğlenceliydi. Anadolu’dan enteresan tipleri toplamışlardı, Akademi’de resim okuyan ve orada kalan ilk kişi bendim herhalde. Sabah çıplak model çiziyoruz, akşam böyle bir yurda geliyorum. Müftünün deli oğlu, fizik dâhisi, aşiretin oğlu vardı. Seçilmiş tiplerdi hepsi.
Kalsaydınız şimdi başka biri miydiniz?
Yoo, hep geçiciydi gözüyle baktım. Leman’da işe girmiştim, Akademi’de
okuyordum, kimliğim belliydi o zamandan.
Okan Bayülgen’i severim
Hafif daralmış gördüm sizi…
Daraldım yaa, asıl film girince yandım değil mi?
Okan Bayülgen’e yazdığınız “Ne malmış, köylüleri aşağılıyor, git artık Roma mı, Madrid mi hangi Rönensans’ta oturacaksan otur”dan sonra bana da sallar mı diye düşünmedim değil. İş olsun diye yazdım, haber olması anlamsızdı.
“Keşke yazmasaydım” dediniz mi?
Dedim tabii, “Filmi için yaptı” dediler, öyle bir şey yok. Hep yaptığım şeyler,
yazarlar da böyle. Üstelik Okan Bayülgen’i severim.
Dini Sohbet
|

Etiketler: aşk hikayesi, Büşra, Büşra flimi, Teseddürlü kız, Teseddürlü kız aşk hikayesi, Türbanlı kız, Türbanlı kız aşk hikayesi