Yüzün yan kısımlarının pürüzsüz olması ve alt kısımlarının da yukarı doğru kalkması için yüz germe ameliyatı yapılır. Eskiden yüz gerdirilince, yüz çizgileri donmuş gibi oluyor dikişlerin açılması korkusu yüzünden gülmeye cesaret edilemiyordu.
Burun ameliyatı dıştan görünür bir iz bırakmadan içten yapılır. Yanlız burun deliklerini küçültmek için yapılan ameliyatlarda, dıştan dikiş yapılır. Çok geniş olan burun deliğini düzeltmek için kulaktan, kalçadan veya kaburgalar dan alınmış bir kemik parçası veya plastik bir kemik kullanılır. Buruna biçim ve rirken, yeni biçimin yüz yapısına uymasına dikkat edilmelidir. Ameliyattan son ra iki gün pansuman yapılır, sekiz ilâ on gün kadar şişlik görülebilir. Burnun kesin biçimini alması aylar sürer. Çene : Geriye doğru kaçık çeneli insanların genellikle burnu da iri olur; böylece dengesiz bir profil ortaya çıkar. Bu durumda hem burnu hem çeneyi birden ameliyat ettirmek doğru olur. Çeneyi da ha çıkık yapmak için çene bölgesine bir kemik veya kıkırdak aşılanır, böylece yüz biçimi tamamen değişir. Çok sivri çeneler ve çene kemiklerinin biçimleri de ameliyatla düzeltilebilir. İnsanı çift çeneli gibi gösteren çene altındaki yağ birikimi de ameliyatla alınarak giderilebilir ama yerinde belirsiz de olsa bir dikiş izi kalır.
Gelişen tıp bilimi ve teknolojisi yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısında insanların güzelleşmesinde sözcüğün tam anlamıyla bir “devrim” yapmışlardır. İnsanların, doğal halleriyle yetinmeyip kendilerini daha güzel göstermek ya da ufak tefek kusurlarını az çok örtmek, gizlemek gibi son derece insanca bir kaygıdan kaynaklanan makyaj, bu yolda bir yana bırakılmadan, aşılmıştır. Zira günümüzde maddî olanakları elverdiği takdirde kadınlar, artık büyük burunlarını makyajla küçük göstermeye ya da kırışıklıklarını birtakım kremler altında gizlemeyi, sarkık göğüslerini askılar, ve sutyenlerle kaldırmaya gerek duymadan, bir başka deyimle yüzlerinde ve vücutlarında yüzeysel bir iki düzeltimden öteye gitmeyen önlemlerle yetinmeden sorunu kökünden çözmenin yolunu tutmaktadırlar: bir estetik müdahale ile kemerli bir burnu kalkık bir burna dönüştürmek, deriyi gerdirerek kırışıklıkları yok etmek, ameliyatla göğüsleri dikleştirmek, vs. artık bedelini ödedikten ve cesaret ettikten sonra kolayca gerçekleştirilecek işler arasına girmiştir.
İnsanlar çirkinliğe katlanmak istememekte, fiziksel kusurlarıyla barış içinde birarada yaşamaktansa elerinde olanak olduğu takdirde güzelleşmek üzere plastik cerrahî ya da estetik cerrahi doktorlarının bıçağı altına yatmakta pek duraksamamaktadırlar.
Öyle ki sonunda birden fazla ameliyat geçirerek kendilerini birçok kez ve değişik yerlerinden kesip, biçtirenlerin orjinalinden çok değişik yeni bir biçim kazandıkları gözlenmektedir. Örneğin kalçalarını fazla büyük, buna karşılık göğüslerini küçük, burnunu biçimsiz, kulak memelerini çirkin, gözkapaklarını torbalı, gerdanını iki kat vs. bulan biri bütün bu noktalarda bıçağın altına yatarak kendine tepeden tırnağa yeni bir biçim, yeni bir görünüm kazandırabilmektedir.
Estetik cerrahinin bu derece yaygınlık kazanması kuşkusuz zamanımıza özgü bir durumdur. Ancak insanlar çok eski zamanlardan beri vücutlarının belli organlarını yaygın güzellik anlayışına göre yeniden biçimlendirmek istemişlerdir. Afrika’da kadınların kulaklarına ağırlık takarak kulak memelerini büyültüp sarkıtmaları, Çin’de kadınların ayaklarının küçük kalması için belli bir yaştan başlayarak yani henüz büyüme çağında iken kızların özel ayakkabılar giymeye zorlanmaları ilk “estetik müdahaleler”e örnek gösterilebilir. Tam anlamıyla “cerrahi estetik müdahale” ya da “plastik cerrahi müdahale” de yine oldukça uzun bir geçmişe dayanır.
Bu alanda bilinen ilk uygulama Antik Çağ’da Hindistan’daki Susrutalara aittir. O devirde esirlerin burnu kesilirdi. Susrutalar ise bu kesik burunları onararak tarihin bilmen ilk plastik cerrahi uygulamasını başlatmış oldular. Bu tür ameliyatlar sonradan Hindistan’dan Mısır’a geçti. Fakat tıp tarihi uzmanları bilimsel anlamda ilk plastik carrahi uygulamasının 16. yüzyılda italya’da Gaspare Taeliacozzi tarafından başlatıldığını ve koldan buruna doku aktarılarak gerçekleştirildiğini öne sürüyorlar.
Çok uzun bir aradan sonra plastik cerrahi yine Avrupa’da I. Dünya Savaşı yıllarında önemli bir aşama yapmıştır. Özellikle Fransız Hyppolyte Morestin, yüz yaralarını onarmada gösterdiği başarıyla büyük bir ün kazanıyor. Amerika’dan S. Kazancıyan, İngiltere’den H. Gillies gibi doktorlar Morestin’in yanında bir süre staj yaptıktan sonra ülkelerine dönerek plastik cerrahi uygulamasının yaygınlık kazanmasına hizmet ediyorlar. II. Dünya Savaşı da bu cerrahinin gelişmesi için kuşkusuz çok uygun bir ortam oluşturuyor. 1950 yıllarından sonra ise plastik cerrahi yara-bereyi onarmaktaki daha ileri bir aşamaya sıçrayarak kusurlu ya da kusurlu sayılan organları güzelleştirmeye yönelik bir uygulama içine giriyor ve bugünkü anlamıyla “estetik cerrahi” doğmuş oluyor.
Plastik cerrahi doğuştan ya da bir kaza sonucu olmuş kırık, yara, bere, yanık ya da gelişme bozukluklarının onarımında etkili olmaktadır. Bu alanlar şöyle özetlenebilir:
1. Yüzde: çene, burun, elmacık kemiği kırıkları ve yumuşak doku yaralanmaları, urların çıkarılmasından ileri gelen biçim bozuklukları. Doğuştan gelen biçim bozuklukları.
2. El ve ayaklarda: doğuştan gelen biçim bozuklukları (bitişik parmaklar, altı parmaklılık, vs) kaza sonucu kopmalar.
3. Cinsel organlar: doğuştan gelen bozukluklar (vajina kusurlarının düzeltilmesi, peniste idrar deliklerinin düzeltilmesi) kızlık zarının dikilmesi.
4. Yanıklar: çok ağır olmayan durumlarda kaybolan derinin yerine yeni deri aşılanması.
Estetik cerrahi alanı da çok geniştir. Günümüzde estetik müdahale ile: göz kapaklarındaki kırışıklıklar, torbalar, yüzdeki kırışıklıklar, yağ fıtıkları, boyundaki yağlar, kulakların kepçe şekli, burun şekli bozuklukları, kaşlar, dudaklar, memelerin büyük olması (küçültülür), küçük olması (protez konarak .büyültülür), sarkık olması (dikleştirilir), baldır ve kalçalarda fazla yağlar (alınır) vb. pek çok kusur düzeltilebilmektedir.
Estetik cerrahi müdahale on, onbeş yıl önceleri ancak meslekî nedenlerle çok güzel olmak ya da güzelliklerini korumak gereğini duyan kadınların ve az sayıda eşcinsellerin başvurduğu bir şeydi. Ancak geçen zaman içinde değer yargılarında kendini gösteren ve bir anlamda bir “kültür devrimi”nden bile sözettirebilecek denli büyük dönüşümlerin gerçekleştiği ileri batı ülkelerinde güzelleşmek uğruna bıçak altına yatmayı göze alanların sayısı arttı, kimlikleri çeşitlendi. Artık yalnızca aktrisler, ses sanatçıları mankenler, vb. değildir estetik ameliyat geçirenler. Parası olan hemen her kadın, bir küçük ameliyatla düzeltiliverecek bir kusuruna katlanmayı artık pek istememektedir. Hele parasıyla birlikte biraz da cesareti varsa.
Gerçekten de estetik ameliyat geçirmek “göze alınması” gereken bir işlemdir ve biraz cesaret gerektirir. Zira ameliyat edilecek organın çeşidine göre bir tehlike olasılığı azalıp, artıyorsa da en basit, en küçük bir ameliyatta bile sıfır tehlikeden sözetmek mümkün değildir. Öte yandan “azgın” denilen türden, yani çabuk iyileşmeyen bir cilde sahip olanlar için bu tür ameliyatlar pek salık verilemez. Özellikle cilt altı kanamaları erkeklerde oldukça yaygındır. Bu durumda eğer sağlık açısından bu tür ameliyat geçirmeye bir engel yoksa ve ameliyatla düzeltilmesi istenen kusur gerçekten “büyük” sayılabilecek ve kişide birezikliğe neden olan bir kusur ise estetik ameliyatı göze almak yararlı olabilir.
Bilinmesi gereken bir nokta da sonucun hiç de umulan, arzulanan, beklenen gibi olmayabileceğidir. Bunun nedeni doktorun yeteneksizliği, ya da teknik yetersizlikler olmayıp doğrudan doğruya kişinin kendi psikolojisinden de kaynaklanabilir.
Özellikle yüze uygulanan estetik müdahalelerde bu olasılık yüksek’tir. Zira örneğin bir burun tek başına alındığında günün geçerli değer yargilarına göre “çirkin” sayılabilir. Ancak burun yüzün öteki yerlerinden ayrı, bağımsız değildir; tersine yüzün bütünlüğü içinde bir görünüme sahiptir, yüzün öteki organlarıyla bir uyum oluşturmuştur. Ayrıca bu görünüm ta çocukluktan beri kişinin beğense de beğenmese de alıştığı bir görünümdür.
Ameliyat sonrasında ise burnun aldığı yeni biçim kaçınılmaz olarak yüzün öteki organlarıyla ortak görünümünde hiç de öngörüldüğü kadar güzel durmayabilir. Dolayısıyla düzeltilmesi istenen organı tek başına değil öteki organlarla bir bütünlük içinde, onlarla yaptığı uyum açısından düşünmek, ve yeni biçiminin bu bütünlük, bu genel uyum içinde nasıl duracağını, ortaya çıkacak yeni tablonun ne olabileceğini olabildiğince isabetli olarak öngörmek, önceden gözünün önünde Öte yandan estetik cerrahiden imkânsızı da beklememek gerekir kuşkusuz.
Kimi kimseler ameliyatla bir anda örneğin yirmi yaş birden gençleşebileceklerini, yahut falan ya da filan kimseye benzeyebi-leceklerini düşlemektedirler. Belirtelim ki tekniğin bugünkü düzeyinde en yetenekli cerrahlar bile böylesi mucizeler gerçekleştirebilecek durumda değildirler. Kuşkusuz yine de büyük başarılar elde edilebilir, birtakım kusurlar önemli ölçüde düzeltilebilir ama nihayet bunlar da belli bir sınırın ötesine geçemezler, bir süre sonra yine benzeri sorunlar boy gösterir. Konunun daha iyi kavranması açısından belli başlı estetik müdahaleler üzerinde tek tek durmak yerinde olacaktır.
Size bir fikir vermesi için aşağıda örnek bir göğüs estetiği ameliyatı izleyeceksiniz.
Estetik Ameliyatlarla ilgili olarak kapsamlı bir başka video… Tüm sorularınıza cevap bulabilmek için sonuna kadar dikkatlice izlemenizi tavsiye ediyoruz.